Nehir

08 Aralık 2012

kalbaSanırım haklılar deyip bir kenara çekilesim geliyor. Bir yandan da saldırasım. Bilmiyorum, ama hissedebiliyorum çoğu şeyi. Üzülüyorum, ağlayamıyorum. Gülüyorum, mutlu olamıyorum. Nedir? Bilmiyorum. Kulaklığı takınca bilmediğim, tanımadığım insanlar arasında. Ayak seslerimi duymayınca mesela, çantamın ağırlığını unutunca, tüm vücudum gözlerime yükleniyor, görebiliyorum sadece. Kıpırdayan bir sürü ağız, açılıp kapanan. Ritmik ayaklar. Delirdiğimi hissediyorum, fakat bunu düşünebildiğimi farkedince tekrar delirmediğimi farkediyorum. Yağmur diyorum, yağıyor… İnsanlar şemsiye açıyorlar, izliyorum fakat farketmediğim bir şey var, yürüyorum durmadan. Farklı yüzler, farklı dükkanlar, nehir felsefesi gibi. Bir insan tekrar karşınıza çıkabiliyor, evet, ama emin olun ki değişiyor tekrar gelene kadar. Tanrı, veya tanrısal bir şey, bilmiyorum. Bağırıyor kulaklarımda delirtecek kadar. -yürüdüğümü çoktan unuttum bu arada-Elimde şemsiye var, açmıyorum, kandırmak istemiyorum kendimi. İnsanlar diyordum, o ağızları, sürekli hareket ediyor. Karıncalar, örümcekler gibi, Karıncaları severim, ama örümcekleri değil. Müzik bitiyor sonra, başkası başlıyor, nehir gibi. Aynı müzik gelince de, yine farklı şeyler hissettiriyor, nehir gibi. Piyano diyorum, kulaklarımda toplanıyor bu kez tüm duyularım. Notaları takip ediyorum, Aynı notalara bastığı apaçık ortada. Ama farklı duygular var şarkının her bir anında, nehir gibi. Gözlerim diyorum-tekrar-. Kapatıp açıyorum hep, örümcekler gibi. Unuttuğumu farkediyorum gözlerimi sürekli kapatıp açtığımı. Ayaklarım diyorum, ıslanmış. Saçlarım, hiçbir zaman aynı düzende olmayacaklar. Muhakkak farklı saç telleri girecek bir öncekilerin yerine, nehir gibi. Mutsuz olduğumu hissediyorum, ağlayamıyorum. Kestaneci bakıp tebessüm ediyor sonra, karşılık veriyorum, mutlu olamıyorum. Yürüdüğümü unutmuşum, kirpiklerimi de, notaları bile… Yine. Durdurup bir insan adımı sorsa, 1-2 saniye düşüneceğimden eminim. Yürüyorum, çantam ağır, ayaklarım ıslak, yağmur yağıyor ve şemsiye elimde. İnsanlar bakıyor, her saniye göz kırptığımı unuttum yine, nefes aldığımı farkettim sonra, örümcek ağızları gördüm tekrar. Ve nihayet geldi bir damla yaş, ve ardından yenisi. Ağlıyorum, ama ses çıkaramıyorum bu kez. Yaş geliyor evet, her biri farklı yine, nehir gibi. Yoruluyorum sonra, sanırım haklılar deyip bir kenara çekilesim geliyor. Bir yandan da saldırasım. Bilmiyorum, ama hissedebiliyorum. Çoktan unutuyorum ağladığımı, yürüdüğümü, ıslak ayaklarımı, çantamı… Tanrı, çığlık atıyor kulaklarıma! 

8 Aralık 2012 – Trabzon

Reklamlar

eleştir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: