Kara Koyun

18 Ocak 2013

italo_calvino

Bir zamanlar herkesin hırsız olduğu bir ülke vardı.
Geceleri herkes bir fener ve levye ile silahlanıp komşunun evine girerdi. Tan ağarırken çuvalını doldurmuş geri döndüğünde kendi evinin de soyulmuş olduğunu görürdü.
Böylece herkes uyum içinde yaşardı, kimsenin durumu çok kötü değildi – biri birini, o öbürünü soyar, böylece son insana kadar gelinir, sonuncu da birinciyi soyardı. Bu ülkede ister sat ister al iş sahtekârlık demekti. Hükümet insanlardan çalmak için kurulmuş bir suç örgütüydü, insanlar da bütün zamanlarını hükümeti aldatarak geçirirlerdi. Yaşam hiçbir sorun çıkmadan sürüyordu; orada yaşayanlar ne zengindiler ne yoksul.
Sonra bir gün -nasıl olduğunu kimse bilmiyor- dürüst bir adam çıkageldi. Geceleri çuvalını alıp hırsızlık etmek için dışarı çıkacağı yerde evde oturuyor, piposunu tüttürüp roman okuyordu. Hırsızlar oraya gelip de ışık yandığını görünce geri dönüyorlardı.
Ama bu böyle gitmedi. Dürüst adama böle rahat bir hayat yaşamakla havanın ona göre hoş olabileceğini, ama kimseyi çalışmaktan alıkoymaya hakkı olmadığını söylediler. Evde oturduğu her gece bir aile aç kalıyordu.
Dürüst adam verecek yanıt bulamadı. O da tuttu tan yeri ağarana kadar geceyi dışarıda geçirmeye başladı, ama hırsızlık etmeye eli varmadı. Dürüsttü, işte o kadar. Köprüye kadar yürüyor, altından suyun akışını izliyordu. Sonra eve gidiyor, evini soyulmuş buluyordu.
Bir hafta geçmeden dürüst adamın beş parası kalmadı, yiyeceği tükendi; ev soyulup soğana çevrilmişti. Ama kendinden başka kimseyi suçlayamazdı. Sorun dürüstlüğüydü; düzeni alt üst etmişti. Karşılığında kimseyi soymadan kendini soymalarına izin vermişti, böylece her sabah birisi geri döndüğünde evini soyulmamış buluyordu -dürüst adamın bir gece önce soyması gereken ev-. Çok geçmeden, evleri soyulmayanlar kendilerinin öbürlerinden daha zengin olduklarını gördüler elbette, onun için artık çalmak istemediler, öte yandan dürüst adamın evini soymaya gelenler elleri boş döndüler, yoksullaştılar.
Zenginleşenler köprünün üzerinde dürüst adama katılmaya, onunla birlikte akan suyu seyretmeye başladılar. Bu, karışıklığı daha da artırdı, zenginleşenlerin de, yoksullaşanların da sayısı arttı.
Bu kez zenginler gecelerini köprünün üzerinde geçirirlerse yoksullaşacaklarını gördüler. “Neden yoksullara biraz para verip bizim için çalmalarını sağlamıyoruz?” diye düşündüler. Sözleşmeler imzalandı, maaşlar, yüzdeler belirlendi (her iki taraf da pek çok sahtekârlık yaptı elbette: insanlar hâlâ hırsızdılar). Ama sonuçta zenginler daha zengin yoksullar daha yoksul oldular.
Zenginlerin bir kısmı öylesine zenginleşti ki artık çalmaları ya da kendileri için başkalarına çaldırmaları gerekmiyordu. Ama çalmayı bırakırlarsa çok geçmeden yoksullaşırlardı: yoksullar bunu sağlardı. Onun için yoksulların en yoksullarına mallarını öbür yoksullardan korumaları için para verdiler. Böylece polis kuvvetleri kuruldu, hapishaneler açıldı.
Dürüst adamın oraya gelişinden birkaç yıl sonra kimse çalmaktan, soyulmaktan söz etmez oldu, artık ne kadar zengin ya da ne kadar yoksul olduklarından konuşuyorlardı. Gene de bir miktar hırsız kalmıştı.
Bir de dürüst olan o bir tek adam vardı, o da zaten çok geçmeden açlıktan öldü.

 

Italo Calvino

Reklamlar

eleştir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: