sarp yokuşun başında bekleyenlerin hareket metodu

20 Haziran 2015

4322372-3x2-940x627

bismillahirrahmanirrahim.

salat ve selam peygamberimizin; hamd alemlerin rabbi olan allah’ın üzerine olsun. bu yazıyı içinde bulunduğumuz, daha doğrusu, bizi içine zorla sokan bu çağın biz müslümanlara karşı oluşturduğu problemleri ve çözümleri belirtilmek üzre yazıyorum. eleştirdiğim ve gerekliliğini belirttiğim tüm noktalarda ayet-i kerimelerden kaynak göstermeye özen göstereceğim. siz de tüm bu metni allah’ın bir halifesi olarak, peygamber örnekliğini göz önünde bulundurarak okursanız, hep birlikte sağlıklı sonuçlara çıkabileceğimizi umut ediyorum.

kardeşlerim… davamız islam davasıysa, önce islam’ın ne üzre, ne amaçla indiğini bilmeliyiz ki yolumuz sağlam olsun. bu noktada allah’ın ayetleri, peygamberlerin görevleri bize yardımcı olacaktır. velev ki tarihe baktığımızda ibrahim a.s ve musa a.s firavun tanrı-krallığına, isa a.s roma imparatorluğu ve din adamları sınıfına, muhammed s.a.v ise mekke oligarşisine karşı gelmiştir. özetle, tüm peygamberler egemen olan, halkı ezen sınıfa karşı allah’ın düzenini getirmiştir.

kur’an okumakla mükellef bireyler olarak, kur’an’ı daha sağlıklı okumak, benimsemek için kur’an’a şu soruyu sormamız gerektiği kanaatindeyim: allah’ın derdi nedir? allah’ın derdini çözdüğümüz an üzerimize düşen görevi anlamış bulunacağız. bu noktada aklıma ilk gelen ayetleri yazmak istiyorum..

biz istiyoruz ki ezilenleri yeryüzünde önderler yapalım.” (kasas; 5)
o sarp yokuş nedir bilir misin? o, köle azat etmektir. yahut açlık gününde yoksulu doyurmaktır: yetimi yahut hiçbir şeyi olmayan yoksulu.” (beled; 12-16)
malların içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir devlet
olmasın.” (haşr: 7)

ve daha onlarca ayet.. peygamberlerin geliş amaçları ve bu ayetler nispetinde baktığımızda allah, yeryüzünde mülke sahiplik ve mülkte otoriterlik yapmak isteyen kavimlere karşı peygamber göndermiş, halkın fitneden, şeytandan, pis alışkanlıklardan korunması için ibadetler öğütlemiştir. bu ibadetlerle kardeşleşen, allah’tan razı olan halktan, allah da fecr suresinde belirttiği gibi razı olacaktır. bu noktada tüm ibadetler bireysel olduğu gibi toplumsal amaçlar da gütmektedirler. kur’an’da neredeyse tüm kıssalarda(musa, davud, velid b. muğire vb.) gördüğümüz bu mülkiyet sorununa karşı, bugün de dünyaya mülkün allah’ın yönetiminde olması gerektiği perspektifinden bakmalıyız. zira tecavüzün, eğitimsizliğin ve tüm ahlaksızlıkların, yani dinin önündeki tüm engellerin temelinde mülk problemi yatmaktadır.

kardeşlerim, çağımızı geçmiş çağlarla kıyaslayarak içinde bulunduğumuz durumu daha rahat kavratabilmek istiyorum. bu noktada mevdudi’nin “çağın azgınlıkları ve müslüman gençliğin görevi” adlı kitabında anlatılanlar özetle şu şekildedir: binyıllar evvel firavun kölelerine kule yaptırıp göğe çıkarak musa’nın rabbine ulaşmak istemiştir. bugün, 1900’lü yıllarda uzaya çıkan rus kozmonotun “burada tanrı göremiyorum” dediğini biliyoruz. zenginlikten nevri dönen lut kavmine cinsel sapıklık dadanmıştır. bugün, 21. yüzyılda topluma öğütlenen şeyin doğrudan bu olduğunu görüyoruz. adem’den bu yana herkesin cinsel hazları, çıkarları vardı; hala var… burada kastettiğim şey, zaman ne kadar geçmiş olursa olsun insanın değişmediğidir.

insanın değişmediğini, değişmiyor olduğunu ve değişmeyeceğini kur’an kıssalarını ve günümüzü göz önünde tutarak görebiliyoruz. bu noktada hesabımızı insanlardan koparıp tarih üzerine kurmalıyız. insanlar ve yaptıkları değişmiyorsa, sadece hayat teknolojik gelişmelerde daha kolay hale geliyorsa, aslında üzerimize peygamberin yaptığından farklı bir şey yapmak düşmüyor. dolayısıyla çağımızı peygamberlerin çağından farklı görüp yeni sistemlere ayak uydurma çabamız beyhudedir. tarih bize bunu gösterecektir. ihtiyacımız olan tek şey allah’a olan imanımız ve onun düzenidir.

hep birlikte düşünelim: allah dünyayı yarattı ve ona insanı yerleştirdi. “yeryüzü kimindir?” diye düşünse bu insanoğlu, verebileceği tek cevap “allah”tır. dolayısıyla yeryüzününün emanet edildiği insanlar, yeryüzünün allah’ın olduğu bilinciyle hareket etmeli, birbirlerine üstünlük kurmamalıdırlar. üstünlük kurulması halinde, mülkten tasarruf hakkına sahip olamayan insanlar, zalimlerin altında çalışmak zorunda kalacak, zalimlere borçlanacak, zalimler kullanamasın diye kız çocuklarını diri diri gömmek zorunda kalacak, belki bu baskının altında evlenecek gücü kendinde göremeyip zina tuzağına düşecek, hırsızlık yapacaktır. çalışmak zorunda olduğu için kendini eğitemeyen bu insanlar zalimlerden geri kalacak ve her açıdan zalimlerin tahakkümü altında kalacaklardır. zalimlerin istediği şeyleri bilecek, onların eğitimine tabii olarak beyni zalimce yıkanacak ve ahlaksızlık batağına düşecektir. size sorum şudur: ben üniversiteden çıktığımda çayımı içip muhabbet ediyorken karşımdan üstü başı boya içinde geçen işçi abinin suçu nedir? şu dizeler tam da bu sorunun cevabıdır aslında; “dedem duvar örerdi/ babam duvar örerdi/ ben duvar örüyorum/ bizim neden evimiz yok?

kardeşlerim… tarih boyunca insanın tecavüz etmemesinin, hırsızlık yapmamasının, yalan söylememesinin önünde en büyük engel mülk sorunu olmuştur. fakat bu söylemlere pek alışık olmadığınızı biliyorum. allah’ın izniyle bu algıyı yıkmak için geleneksel tefsirlerden faydalanacak, size bu söylemlerin aslında yeni olmadığını, doğrudan dinin kendisinden, temel kaynaklardan olduğunu göstereceğim. müddessir suresinin son ayetlerinde “kahrolası ölçtü biçti” denir velid b. muğire için. taberi tefsirine baktığımızda velid b. muğire’nin peygamberin dergahına geldiğini görürüz. velid b. muğire dönemin en zenginlerinden biridir. peygamberin kur’an okuyuşundan etkilenen velid b. muğire dışarı çıktığında ebu cehil yanına gelir, halkın ona para topladığını söyler. velid b. muğire halkın en zenginlerindendir oysa. fakat halk muğire’yi peygamberin dergahında görünce ondan yardım istediğini düşünüp yardım toplar. ebu cehil bunun üzerine “muhammed aleyhinde bir şey şöyle ki kavmin, onun söylediklerine karşı çıktığını ve onu sevmediğini bilsinler.” der. oysa muğire’nin kalbi yumuşamıştır, “vallahi onun söylediğinin bir tatlılığı var” der. ama o kahrolası mülk sevgisi yüzünden 24. ayeti aynen olduğu gibi söyler: şöyle dedi: “bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka şey değil.” otorite için, mülkiyet için peygamberi, tüm o duyguları aldatır… allah aşkına, kardeşlerim, bu durum karşısında insan ağlamasın da ne yapsın? bu otoriteler peygamberimizin eve kan revan dönmesini sağlayan otoriteler. bu otoriteler, kız çocuklarının diri diri gömdüren otoriteler. ben, tüm bunlara artık şahitlik etmiş biri olarak rahatça söylüyorum ki: kainatın rabbi, gönlümün direği olan allah, ezilenlerin yanındadır! davası, ezilenlerin davasıdır!

tüm kur’an bu tip örneklerle doludur. tüm bunları saymak vaktimizi oldukça alacaktır. dileyenler klasik ve modern tefsirlerde, hadislerde ve doğrudan ayetlerde bunu açıkça görebilirler. dinin, allah’ın davasının ne olduğunun anlaşıldığını umuyor ve konuyu günümüze çeviriyorum..

billboardlarda, binaların cephelerinde, televizyonlarda, hatta elbiselerimizde küfrün yaşadığı bir çağdayız. 50 metrelik binanın tamamında neredeyse çırılçıplak bir kadın afişi görebiliyoruz. araba reklamlarından dondurma reklamlarına kadar, pop müzikten rap müziğe kadar her alanda metalaştırılmaya çalışılan kadın ve erkeği görüyoruz. evlenmemiz, ev sahibi olmamız bizi yıllarca çalıştırmak zorunda bırakan, hatta sıla-ı rahim yapmamıza, namaz kılmamıza bile izin vermeyen patronlar görüyoruz. bazen babalarımızın çalışmaktan nasır tutmuş ellerini, ayaklarını, bazen de eli imza atmak için kaleme bile değmeyen patronlar görüyoruz. dinimizi yaşayamamamız için din adamı kılığına bürünüp bizi bu düzene biat ettirmeye çalışan din adamları, kurtarıcı maskesiyle dini kavramları kullanarak bizi arkasına alan, ardından kendisi sömüren siyasetçiler görüyoruz. fakat o duvar işçisinin artık bir evi olduğunu bir türlü göremiyoruz…

kardeşlerim, kimsenin bizim namazımızda, başörtümüzde, sakalımızda gözü yok. kimse bizim elbiselerimizden rahatsız olmuyor. rahatsız oldukları şey mülkiyetlerinden vazgeçmek, günah geceleri yaşayamamak, bir emirle new york’lardan şarap getirememetir. kimse sakaldan korkmaz. adaletten, eşitlikten, sömürdükleri malları geri vermekten korkuyorlar…

burada partilerin, demokrasinin, laikliğin eleştirisini yapmayı artık gereksiz görüyorum. her birinin ne kadar tağut olduğu artık gün yüzündedir. bu yazıdaki nihai amacım, kardeşlerimi durumun farkında kılmak ve izlenecek yolları göstermektir. sorunun ne olduğunu ayetler ve tefsirlerle gördük. çözüm için yine verdiğim ayetleri kullanacağım…

malların içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir devlet
olmasın.” (haşr: 7)

paranın yalnızca zenginlerin elinde dolaşmadığı bir devlet nasıl kurulabilir, ne demektir? dikkat edin kardeşlerim… kimse zenginleşemiyorsa, herkes eşitleniyor demektir. bu gözünüzü korkutmasın. dünyada hepimize fazlaca yetecek nimet var. allah ne fakirlikte, ne zenginlikte eşitlikten bahseder. olması gereken şey, elde olanın eşitliğidir. allah, hamd olsun, elimize bolca nimet vermiştir. bu noktada bilinç haline getirmemiz gereken şey şudur: paranın herkeste dolaştığı bir devlet olacak. kimse kimseyi tahakküm altına alamayacak. bunun yolu da kardeşlikten geçer.
bu mevzuyu gündelik hayata biraz daha uyarlarsam daha çok yardımcı olabileceğimi düşünüyorum. size şu soruları sorduğumda cevabı çoktan vermiş olacaksınız… “neden ocağım bozulunca ocak tamir edebilecek bir arkadaşımı aramıyorum? neden bir kitaba ihtiyacım olduğunda kitabevine gitmek yerine arkadaşlarıma sormuyorum? neden bir arkadaşımın paraya ihtiyacı varken o yokmuş gibi para harcıyorum? neden yemek yerken yanımda bir arkadaşımın daha olmasını sağlamıyorum? neden dükkanımdaki işçilerle ortak maaş almıyor, onlarla beraber çalışmıyorum? neden bende diğer insanlardan “fazla” olan şeyi infak etmiyor, farzı yerine getirmiyorum?” çözüm oldukça basit kardeşlerim..

bir şekilde içine çekildiğimiz bir hayat, dükkanlarımız, kitaplarımız, çalıştığımız dükkanlar, elbiselerimiz, elhamdülillah kardeşlerimiz var. nasıl ki dünyayı kendimizden değiştirmeye başlıyorsak, ilk yapmamız gereken şey kendi mülkümüzü ortaklaştırmamızdır. bunu da yukarıdaki soruları cevaplayarak yapabiliriz. kıyafetlerimizi, harçlığımızı, evimizi, işimizi ortaklaştırmamızdır. bu yazıyı okuyan patron iş yerini işçileriyle paylaşsa, herkes beraber çalışıp beraber para alsa, artık müslümanların kıyafet, kitap, yemek derdi kalmasa, herkes komşusunun açlığını kollasa ne sorun kalırdı dünyada? 23 yılda bir kavmi karıncayı bile incitemeyecek hale getiren peygamberin ümmeti değil, dava arkadaşlarıyız biz. muhtaç olduğumuz kudret, allah’ta mevcuttur. burada asr suresinin 3. ayeti devreye giriyor;

“inanıp iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler ziyânda değillerdir.”

dükkanlarımız, elbiselerimiz, kitaplarımız, azığımız, namazımız, orucumuz var. bir müslümanın her düzenin içinde cemaatleşip hak düzene geçecek kadar cephanesi vardır. o cephane bu ayettir. dükkanlarımızı zulüm yuvasından insaların rahatça evlenebileceği, doyabileceği, giyinebileceği mekanlar haline getirmeliyiz. elbiselerimiz üzerimizde ihtiyacı olan başkası çıkana kadar emanet olarak durmalı. cebimizdeki parayı allah yoluna harcamak için an kollamalıyız. böylece “ümmet” kavramı anlam kazanacaktır. böylece din, camilerden dışarı çıkabilecektir. yeryüzünde allah’ı görebilmek istiyorsak, onun bu düzenini inşa etmeliyiz. ihtiyacımız olan iman, devlet “patronlar 10x, işçiler 2x para almak zorundadır” diye yasa çıkardığında, patronun işçisine 2x para verdikten sonra 4x para daha verip kendi arasında kardeşleçebileceği imandır. böylece hiçbir yasa, hiçbir zalim karşımızda duramayacaktır. bu iman, ankara mamak bölgesindeki 40.000 suriyeli mültecinin yaşadığı yeri yıkıp toki dikecek düzeni bile evirebilir. yeter ki evinde bir insana daha yer açacak kalbimiz, imanımız olsun.

kardeşlerim… ihtiyacımız olan şey ne partidir, ne bir kahraman. kardeşlerimizle aynı safta aynı secdeye başımızı koymadan, kardeşlerimizin ihtiyaçlarına ilk biz koşmadan, iş yerlerimizde işçilerimizle kardeşleşmeden, hatta “işçi” kavramını yıkmadan, kardeşlerimizi sömürmeyi bırakıp onlarla kardeşleşmeden, duacısı olduğum nureddin yıldız hocamın da dediği gibi, “evlerimizi islam devleti haline getirmeden” israil filistin’i bombalamaktan vazgeçmeyecektir.

allah hepimizin yardımcısı olsun.
muaz.
20.06.2015

Reklamlar

eleştir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: