zayıf kaslardan fazlası

31 Ekim 2015

Selam kardeşler. Blogumda bugün bir hanım yazar ağırlıyorum. Yazın “sektörünün” de erkeklerin veya erkilliğin elinde olduğu bir zamandayız. Biz müslümanlar mülkiyette adaleti tahsis etmeye çalıştığımız gibi yazın hayatının, eleştirileri hedeflerinin de adaletli olması gerektiğini hesap etmeliyiz. Fakat bu yazıları pek göremiyoruz. Ya erkekler yazıyor, ya da erkil kadınlar. Bu yazıda bloguma misafir ettiğim hanım arkadaşın dertlerini okuyacaksınız. Dilerim kardeşimiz diğer hanım ve beyefendi arkadaşların da silkinip kendine gelmesi, meydanlara, yazın hayatına atılması için bir vesile olur. İyi okumalar…

ferşat ö.

Bismillahirrahmanirrahim

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki eğer bir bayan olarak yazacaksam elbette kadın merkezli yazmak durumundayım. Kimse gücenmesin. İlk önce birbirimizi doğru anlayalım.

Bilindiği üzere, kadın ve erkek Allah’ın verdiği bütün sorumlulukları paylaşırlar ve yine insanlar doğuştan Allah’a değer olarak aynı yakınlıkta veya uzaklıktadır. Bu mesafeyi aşmak insana bırakılmıştır. Yani anlayacağınız, bu durumun X veya Y kromozomu taşımakla pek bir alakası yoktur. Bir kadın İslam’ın kadına verdiği değeri ancak kendi kapasitesinde yeterince yüceltebilir ya da yerle bir edebilir. Elbette hiçbir erkeğin buna gücü yetmeyeceği gibi hiçbir devletin de gücü yetmeyecektir. Bu cümlede kadın ve erkek yer değiştirebilir. Yine mana değişmeyecektir. Sanırım buraya kadar hemfikiriz. Farklı olma konusuna gelince elbette kadın ve erkek farklıdır. Yalnız bu, fizyolojik ve biraz da morfolojik farklılıktan daha ötesine gidemeyecektir. İşte ayrıştığımız veya görmezden gelinen nokta burada başlıyor sanırım. Zira kadınların Allah’ın kulu olduğu gerçekliğini görmezden gelip bir et parçasından daha ötesini göremeyen adamların varlığını kimse inkar edemez. Böyle adamların beyin fonksiyonlarında birtakım sorunlar olduğunu düşünmüşümdür hep. Nisa suresini okurlarsa düzelirler belki. Maalesef bu adamları haklı çıkaran bazı kadınların olması da su götürmez bir gerçektir. Düşmanca tavır alma derdinde değilim. Birbirimizi doğru anlayalım istiyorum. Müslüman kadın ve erkeğin birbirine düşmanca tavır alması kapitalizmin ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramayacaktır. Zira yeryüzünde nimetler ve bir de külfetler vardır. Kadın ve erkek nimete ortak oldukları gibi külfeti de beraber omuzlanmak zorundadır. Aksi takdirde, iyi ve kötü günde beraberliğe yemin etmenin pek bir ehemmiyeti kalmayacaktır. Şimdi bu birlik mesajını verdikten sonra biraz yüklenelim. Çünkü bu yazı pek iyimser olmayacak. Zira aynaya bakmak farz oldu artık.

“Bu erkeklerin hepsi aynı” söylemi yanlış olduğu gibi bütün kadınların da aynı olmaması umut verici bir durumdur. Vakko eşarp takmanın ek bir prestij sağladığı ortamlarda takılıp kapitalist sistemin çarkları haline gelmiş tesettürlü(!) kadınlar ve kafe köşelerinde cihad eden(!) birtakım adamlar aynı yolun yolcusudur. Tesettürü sadece kadınlara yükleyip en hafif tabiriyle kolaycılığa kaçan erkekler ve yine en hafif tabiriyle tesettürün kimyasını bozan kadınlar elbet bu yazıdan nasibini alacaklardır.

Fıtrat gereği duyduğumuz örtünme ihtiyacını kendi ellerimizle yıpratıp buna yeni kılıflar üretmeye başladık tesettür modası gibi. Moda tuzağını öyle güzel yuttuk ki tesettürün tam manası olan gizlenmenin aksine artık örtünmek bizzat dikkat çekmenin bir aracı haline geldi. Zaten bunu da hiçbir tesettür(!) moda tasarımcısı inkar etmiyor. Söylemekten de hiç çekinmiyorlar. Bu kesimde akıl almaz derece fahiş fiyatlar dönüyor ve çok fazla alıcı kitlesi var. Öte yandan camilerde mescitlerde namaz kılmak için ek olarak etek veya uzun bir pardesü giyen kızlar var. Dışarıda giydiğimiz kıyafeti namaz kılmaya uygun görmüyorsak yaşamımız Allah’ın rızasına uygun değil demektir. Namaz kılmakta ayrı bir lüks haline geldi oraya hiç girmiyorum tabi. Bir insanın başındaki örtü niçin yaşadığı bilincini vermeyecekse örtünmenin ne manası kalmıştır? Çok ayrıntıya girmeyeceğim zira ölçüleri kesin olarak belirlenmiş üzerinde yeterince konuşulmuş. Bu tesettür modası denen şeyi, hem Kur’an’a uygunluğu açısından hem de ekonomik açıdan İslam’la örtüşüyor mu örtüşmüyor mu sorusuna her insan vicdanıyla bakınca eminim ki aynı sonuca varacaktır. Sadece vurgulamak istediğim tesettür artık kapitalizmin en önemli unsurlarından biri haline geldi. Bunun farkına bir varalım istiyorum. Buraya küçük bir parantezle de tesettür sorumluluğunu yerine getirip, fikirsel olarak çok farklı zeminlerde olan kızların olduğunu da belirteyim. Yani iş tesettürle de bitmiyor.

Kızlar kendine çekidüzen vermiyor, bizi günaha sokuyorlar diyen beylere de, efendim gözlerimiz irademiz dışında değil. Nefsine gözlerini kör edersen göremezsin. Erkeklerin tesettürü göz kapaklarıdır deyip bunu dahi yerine getiremezken bunu demek ahmaklıktır. Kendi ahlaki sefaletini göremeyip, faturayı kadınlara kesmek, kolaycılıktır. Başkalarını suçlayarak kendimize cennet vadetmeyelim.

Bir erkek, kadının baştan aşağı tesettürüyle ilgilendiği gibi bir kadın sokakta neden yalnız yürüyemiyor bununla da ilgilensin istiyorum mesela. Yanından bir erkek geçtiğinde neden tedirgin olmak zorunda? Kapitalizme söverken güçsüz olanı ezmenin alçakça olmasından bahsederken kadını ezmenin hangi kalıba girdiğinden bahsetsinler. Kadınları eziyorlar demiyorum. Bir ataerkilliğin olduğundan ve bunun görmezden gelinip salt kadınları eleştirenlerden ya da yok sayanlardan bahsediyorum. Ne yani kadınları eleştiremez miyiz diye tepki verenler de elini yüzünü yıkayıp şu cümleyi tekrar okusunlar. Bir erkeğin sırf kendinden daha zayıf kaslara sahip diye kadını ezme cesaretinin cahiliye dönemindeki anlayışla elbette hiçbir farkı olmayacaktır. Adaleti yerde süründürenler hiçbir davayı göklere çıkaramazlar. Böyle anlayışta olan bir toplumun felaha ulaşması da beklenemez. Zira Muhammed Ali Cinnah’ın da dediği gibi “Kadınlarla erkekler birlikte yürümedikçe hiçbir millet zafere ulaşamaz.”

“Kızlar fikir üretemez” kafasında olup, kafe köşelerinde dünyayı değiştireceğiz diye birtakım siyasi analiz kasan beylerin değiştirdikleri şey, havanın oksijen miktarından daha fazlası değildir. Kadın veya erkek olmanın iyi veya kötü olmak manasına gelmeyeceğini daha kavrayamadı bu kafalar. Kur’an’da birçok yerde sürekli ey iman edenler, inanmış kadınlar, inanmış erkekler gibi sözler geçiyor. Aslında sadece bu bile Allah katında bir insanın değerli olabilmesi için ilk önce inanmış olması gerektiğini gösteriyor. Bu ayetleri göz önüne aldığımızda, kadının iyisi 6 ay yaşar demek oldukça utanç vericidir. Ya Kur’an okumadan Müslüman oluyorlar ya da kadını bir meta haline getiren medyanın esiri haline gelmişlerdir. Tabi medyanın bu oyununa kanıp, asıl sorumluluklarını unutup beyni alınmış gibi yaşayan kadınlar da yok sayılamayacak kadar çoğunlukta maalesef. Modaya uymaktan başka endişe taşımayan kadın, bütün vaktini nargileye adamış, zeka ürünü ironi yaptığını sanan İslamcı genç, sahi siz neyi değiştireceksiniz şu dünyada? İnsan, var olma amacıyla bu kadar çelişmemeli.

Enam 70. ayette geçen “dinlerini bir oyun ve eğlenceden ibaret sayan ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseler” olmak bizi dehşete düşürmesi gerekirken hiç ders almıyoruz. Kardeşim, ben Müslümanım demek Allah’ın bütün emirlerine teslim oldum demek değil midir? O zaman neden sürekli çelişki içinde yaşıyoruz. Müslümanım deyip İslam’ı sıfıra yakın yaşamak oldukça paradoks içeren bir durum. Dini kılıflara uydurarak istediğini yapan biri için elbette din, afyon olmanın ötesine geçemeyecektir. Kısaca İsmet Özel’in dediği gibi “dünyada olmalı ama dünyadan olmamalı.”

Bakın hepimiz inanıyoruz ki, kainatın bir düzeni olduğu gibi, toplumun da bir düzeni vardır. Bu düzeni korumaya çalışan insanlar olduğu gibi bozmaya çalışan birtakım acımasız türleri de var bunların. Bunun kadınlık veya erkeklikle değil, geleceğe dair inancı olan bir insan olmakla alakası vardır.

Yazdıklarım ayna işlevi görsün istedim bir nevi hasar durum tespiti niteliğinde. Kendi durumumuzun farkına varalım artık. Zira Müslüman olmak yetmez şuurlu Müslüman olmak zorundayız. Aksi takdirde, mücahid Erbakan’ın deyimiyle namaz kılan kölelerden başka bir şey olmamış olacağız.

Velhasıl yazımı kulağıma küpe edindiğim Asr suresiyle bitirmek istiyorum. “Asra yemin olsun ki, insan hüsrandadır. Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” Hakkı savunmak hepimizin sorumluluğundadır. Kim ne derse desin, bizim önümüzdeki tek engel hayatının asıl amacından uzaklaşmış, sistemin kokuşmuşluğundan habersiz hayatına devam eden, kendilerine birtakım putlar edinmiş adamlar ve kadınlardır. Sisteme karşı olmak için insan olmak yeterlidir. Bunu cinsiyetle bağdaştıranlar Tevbe 71’i bir yalayıp yutsunlar. Gerisi hallolur.

Rabbim bizi o müstesna kullarından eylesin.

vesselam

muhdes
i
lahiyat öğrencisi, 23 yaşında.

Reklamlar

Bir Yanıt to “zayıf kaslardan fazlası”

  1. Hüseyin said

    Bu güzel makaleniz ve sarfettiğiniz emekten ötürü kutluyorum.Gerçekten güzel konulara değinmişsiniz.

eleştir

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: